Kaynakça Türkiye-Avrupa Birli


e.ogren-sen.com > Ekonomi > Kaynakça


On birinci Bölüm

Türkiye-Avrupa Birliği İlişkileri I
AB’de Sosyal Politika Yrd. Doç. Dr. Cihan SELEK ÖZ





Hedefler




  • Geçmişten günümüze Türkiye-AB arasındaki ilişkileri öğrenmek, analiz etmek, yorumlamak

Anahtar Kavramlar


Gümrük Birliği, ortak üyelik başvurusu, tam üyelik başvurusu, Ankara Anlaşması, Katma Protokol

İçindekiler


  1. Türkiye-Avrupa Birliği İlişkileri-I

    1. İlişkilerin Başlangıcı

    2. Ankara Antlaşması ve Katma Protokol

    3. Gümrük Birliği Antlaşması (6 Mart 1995)

Özet

Değerlendirme Soruları

Kaynakça

1. Türkiye-Avrupa Birliği İlişkileri-I
Hedef: Geçmişten günümüze Türkiye-AB arasındaki ilişkileri öğrenmek, analiz etmek, yorumlamak

    1. İlişkilerin Başlangıcı


Türkiye’nin Avrupa ile olan ilişkilerinin tarihi oldukça eskiye dayanmaktadır. Osmanlı Devleti, Doğu ile Batı arasındaki tercihini Batı’dan yana kullanmış ve yüzünü Batı’ya doğru çevirmiştir. 1700’lü yıllardan itibaren başlayan batılılaşma çabaları, Türkiye Cumhuriyeti’nin kurulmasıyla birlikte hızla devam etmiştir.
II. Dünya Savaşı’nın ardından Batı’da ortaya çıkan oluşumlar içerisinde Türkiye de yerini almıştır. Avrupa’da barış ve istikrarı sağlamak amacıyla oluşturulan siyasal bir organizasyon olan Avrupa Konseyi (The Council of Europe)’ne; o dönemki adı OECC olan OECD’ye ve dış güvenlik ve savunma amaçlı bir örgüt olan Kuzey Atlantik Antlaşması Örgütü (NATO)’ne üye olmuştur. 1950’li yılların sonlarından itibaren Avrupa’da ön plana çıkan iki oluşum bulunmaktadır. Bunlardan ilki “Altılar” olarak bilinen Almanya, Fransa, İtalya, Hollanda, Belçika ve Lüksemburg’dan oluşan AET, diğeri ise “Yediler” olarak bilinen İngiltere, Avusturya, İsviçre, Danimarka, İsveç, Norveç ve Portekiz’den oluşan EFTA’dır. Türkiye bu oluşumları ilk başta sessiz olarak izlemeyi tercih etmiş; ancak Yunanistan’ın AET’ye üyelik için başvurusunun hemen ardından 31 Temmuz 1959 tarihinde AET’ye üyelik için başvurmuştur.
Türkiye ve Yunanistan’ın başvuruları AET’de büyük bir sevinçle karşılanmıştır. Çünkü bu başvurular, AET’nin EFTA karsısında kazanmış olduğu bir başarı olarak algılanmıştır (Çalış, 2008). Türkiye’nin AET’yi tercih etmesinde kuşkusuz Yunanistan’ın yapmış olduğu başvuru önemli bir etkendir. Dönemin Dışişleri Bakanı Fatin Rüştü Zorlu’nun, “Yunanistan kendisini boş bir havuza atsa bile onu yalnız bırakmaya gelmez, tereddüt etmeden siz de atlayacaksınız” sözü, bu tespiti doğrular niteliktedir. Ancak Türkiye’nin EFTA yerine AET’yi tercih etmesinde, AET ülkeleriyle iktisadi ilişkilerinin daha yoğun olması da önemli bir etken olmuştur (Karluk, 1996: 392). Türkiye ile benzer malları ihraç eden Yunanistan’ın AET’ye olası üyeliğinin, Türkiye’nin dış ticarette sorunlar yaşamasına yol açma ihtimali de, bu süreçte Türkiye’nin tercihini belirleyen etkenlerden bir diğerini oluşturmaktadır (Çalış, 2008).
Türkiye’nin Roma Antlaşması’nın 238. maddesine göre AET’ye yapmış olduğu üyelik başvurusuna verilen yanıtta kalkınma düzeyi gerekçe gösterilerek ekonomik açıdan Türkiye’nin tam üyelik için hazır olmadığı belirtilmiş ve tam üyelik için gerekli koşullar sağlanıncaya kadar geçerli olacak bir ortaklık antlaşmasının imzalanması önerilmiştir (Çalış, 2008). Yunanistan’ın 1961 yılında ortaklık antlaşmasını imzalamasına karşın, Türkiye’nin Topluluk ile ilişkileri 1960 askeri darbesiyle sekteye uğramıştır. Ortaklık antlaşması imzalanıncaya kadar Topluluk ve Türkiye arasındaki görüşmeler yaklaşık dört yıl sürmüş ve 12 Eylül 1963 tarihinde Ankara’da “Türkiye ile AET Arasında Bir Ortaklık Yaratan Anlaşma” imzalanmıştır (Dartan, 2002: 103).


    1. Ankara Antlaşması ve Katma Protokol


Hedef: Geçmişten günümüze Türkiye-AB arasındaki ilişkileri öğrenmek, analiz etmek, yorumlamak

Ankara’da gerçekleştiği için “Ankara Antlaşması” olarak anılmaktadır. Ankara Antlaşması’na Ortaklık Antlaşması da denilmektedir (Dartan, 2002: 103). Ankara Antlaşması, Türkiye’yi AET’ye ‘ortak üye’ yapan, taraflar arasında bir gümrük birliğine dayanan ve ileride tam üyeliği öngören ortaklık antlaşmasıdır (Karluk, 1996: 404).
25 Haziran 1963 tarihinde Brüksel’de, 12 Eylül 1963 tarihinde TBMM’de onaylanan Anlaşma’nın genel amaçlarını şu şekilde özetlemek mümkündür:
-Türkiye’nin ekonomik kalkınma ve halkının yaşama düzeyinin yükseltilmesi amacıyla taraflar arasındaki ticari ve ekonomik ilişkileri aralıklı ve dengeli olarak güçlendirmek,

-Toplulukla Türkiye arasında Gümrük Birliği’ni kurmak,

-Türkiye’nin uzun vadede Topluluğa tam üyeliğini kolaylaştırmak; Türk halkı ile Topluluk üyesi halklar arasındaki bağı güçlendirmek; demokrasiyle barışı güvence altına almak (Çalış, 2008; Karluk, 1996: 407).
Anlaşmada, ortaklığın hazırlık, geçiş ve son dönemden oluşan üçlü bir aşamada gerçekleşmesi öngörülmüştür:
Hazırlık dönemi, 1 Aralık 1964’den 31 Aralık 1972’ye kadar olan dönemi kapsamaktadır. Bu dönemde Topluluk ekonomisi ile Türk ekonomisi arasındaki farkın azaltılması hedeflenmiş ve bu nedenle Türkiye’ye tek taraflı ödünler verilmiştir. Türk ekonomisinin güçlendirilmesini amaçlayan Topluluk, Türkiye’nin tütün, fındık, kuru incir ve üzüm gibi dört temel ürününe gümrük kolaylıkları tanımıştır. Ayrıca, Avrupa Yatırım Bankası’ndan Türkiye’ye 175 milyon ECU’lük yardım sağlanarak, Türk ekonomisinin Gümrük Birliğine hazırlanmasına katkı sağlanması amaçlanmıştır.
Geçiş dönemi, 1 Ocak 1973 tarihinde Katma Protokol’ün imzalanmasından itibaren yürürlüğe girmiştir. Katma Protokol ile geçişin şartları düzenlenmiştir. Katma Protokol’de Türkiye’nin ekonomi politikalarının ve mevzuat uyumunun, Topluluk ülkeleriyle uyumlaştırılması temel alınmış; malların ve kişilerin serbest dolaşımı takvime bağlanmıştır.
Geçiş döneminin koşullarını belirleyen Katma Protokol’ün kapsamı genel hatlarıyla şu şekildedir:

Malların Serbest Dolaşımı

a-Gümrük Birliği, Türkiye ve Topluluk arasında gümrük vergilerinin kaldırılması, ortak gümrük tarifesinin Türkiye tarafından kabulü,

b-Akit taraflar arasında miktar kısıtlamalarının kaldırılması,

c-Ortak tarım, politikasının uygulanma alanına konması.
Kişilerin ve Hizmetlerin Serbest Dolaşımı

a-İşçilerin serbest dolasımı,

b-Yerleşme hakkı, hizmetler ve ulaştırma.
Ekonomi Politikalarının Yaklaştırılması

a-Rekabet, vergilendirme ve mevzuat yaklaştırılması,

b-Ekonomi politikasının yakınlaştırılması”
Katma Protokol çerçevesinde Avrupa Topluluğu ve Türkiye arasında Gümrük Birliğinin kurulması, sanayi ürünlerinin ithalat ve ihracatında vergilerin ve miktar kısıtlamalarının kaldırılması belirli kısıtlamalarını kaldıracağını taahhüt etmiştir. Türkiye ise gümrük vergilerini 12 ve 22 yıllık süreler çerçevesinde sıfırlayacağını belirtmiştir. 22 yılın sonunda miktar kısıtlamalarının tamamen kaldırılmasıyla birlikte, ortak gümrük tarifesine geçilmesi planlanmıştır. İzlenecek takvim doğrultusunda, Türkiye ve Avrupa Topluluğu arasında gümrüklerin aşamalı olarak tamamen kaldırılmasını hedefler.
Geçiş döneminin başlangıç yıllarında Toplulukla ilişkilerde beklenen gelişmeler gerçekleşmemiştir. Katma Protokol’ün yürürlüğe girmesiyle birlikte, Türkiye’nin sanayi ürünlerindeki yükümlülüğü giderek artmıştır. Buna karşın tarım ürünlerinin ihracatındaki avantajlı durumunda ise bir azalma olmuştur. Ayrıca Türkiye’den ihraç edilen tekstil ürünlerine miktar kısıtlaması getirilmesi de, Türk tarafı açısından hoşnutsuzluk yaratmıştır.
Emeğin serbest dolaşımının altyapısını oluşturacak düzenlemeler konusunda da Topluluk herhangi bir girişimde bulunmaktan kaçınmıştır. Bunlara ilaveten tüm dünyada yaşanan siyasal ve ekonomik krizler de Katma Protokol’ün öngörüldüğü şekilde uygulanmasına engel olmuştur.
1960’lı yılların sonundan itibaren 70’li yıllar boyunca, Türkiye hem içte hem de dışta yaşanan birçok problemle karşı karşıya kalmıştır. 1973 yılında tüm dünyada baş gösteren petrol krizi Türkiye’de de etkisini göstermiştir. Dünya ticaretinde yaşanan daralmayla Türkiye’nin ödemeler dengesi alt-üst olmuştur. Ayrıca 1974 Kıbrıs Harekâtı sonrasında uygulanan Amerikan ambargosu ile birlikte oldukça hassas olan Türk ekonomisi çöküşün eşiğine gelmiştir. Bu dönemde Avrupa da, Türkiye’ye yardımcı olmaktan uzak bir tavır sergilemiştir. Tüm bu gelişmeler, Katma Protokol’ün Türkiye’de ciddi bir şekilde sorgulanmasına ve tartışılmasına neden olmuştur.
1970’li yıllarda AET tarafından izlenen politikalar da, Türkiye’nin Katma Protokol’den duyduğu rahatsızlığın giderek artmasında önemli rol oynamıştır. Bu durumun nedenlerini dört maddede toplamak mümkündür. Birincisi, Türkiye Katma Protokol’ün gereklerini uygulamaya çalışırken, Topluluğa yeni üyeler dâhil olmuştur ve yeni üyelerin girmesiyle birlikte Türkiye, sanayi ve tarım ürünleri konusunda dezavantajlı bir duruma düşmüştür. İkincisi, Topluluk üye sayısını genişletirken diğer taraftan da EFTA üyesi Avusturya, Finlandiya, İsveç, İsviçre ve Norveç gibi gelişmiş Avrupa ülkeleriyle serbest mübadele anlaşmaları yapmış ve böylece Türkiye’nin Katma Protokol ile güvence altına alınan sanayi ihracatı, bu güçlü rakipler karsısında korunaksız hale gelmiştir. Üçüncüsü, AET, BM Ticaret ve Kalkınma Konferansı (UNCTAD) üyesi “77’ler” olarak bilinen 91 ülkeye gümrük indirimleri uygulamaya başlamıştır. Afrika, Asya ve Latin Amerika’daki az gelişmiş ülkelerin yararlandığı Genelleştirilmiş Preferanslar Sistemi adı verilen bu düzenleme, Türkiye’nin Katma Protokol çerçevesinde elde etmiş olduğu avantajların daha da aşınmasına neden olmuştur. Son olarak, Topluluğun Türkiye ile aynı tarım ürünlerini ihraç eden birçok Akdeniz ülkesiyle kapsamlı ticaret anlaşmaları yapması Türkiye’yi daha da zor bir konuma sokmuştur. Tüm bu gelişmelerin sonucunda Türkiye AET’ye başvurarak, ekonomik kayıplarının telafisi için Katma Protokol’ün yeniden düzenlenmesini istemiş; ancak Topluluk ‘tan beklediği olumlu yanıtı alamamıştır (Çalış, 2008).
21 Mayıs 1979 tarihinde Topluluk Türkiye’ye verdiği cevapta, Türkiye’nin beş yıllık bağışıklık talebini kabul etmiş; ancak kredi yardımı ve ödün taleplerini reddetmiştir. Bunun üzerine 21 Eylül 1979 tarihinde taraflar arasında varılan bir anlaşma ile ilişkilerin karşılıklı olarak beş yıl süreyle dondurulmasına karar verilmiştir (Karluk, 1996: 396). 12 Eylül 1980 tarihinde gerçekleşen askeri müdahale Türkiye- Topluluk ilişkilerinin 1986 yılına kadar dondurulmasına yol açmıştır. Askeri müdahalenin ardından Konsey’in yaptığı ılımlı açıklamaya karşın, Avrupa Parlamentosu sert bir tepki göstererek demokrasiye geçisin takvime bağlanmasını istemiş ve Karma Parlamento Komisyonu toplantısını iptal etmiştir. 1983 seçimlerinin ardından iktidara gelen Anavatan Partisi piyasa ekonomisini temel alan liberal bir ekonomi politikası izlemiş ve Toplulukla olan ilişkilere büyük önem vermiştir. Bunun üzerine 17 Şubat 1986 tarihinde Konsey, Yunanistan’ın itirazlarına rağmen, Komisyonun 1981 yılından bu yana dondurulmuş bulunan ilişkilerin normalleştirilmesi teklifini kabul etmiştir. Eylül 1986’da Türkiye-AET Ortaklık Konseyi yeniden toplanmış ve 14 Nisan 1987 tarihinde Türkiye Topluluğa tam üyelik müracaatında bulunmuştur.
12 yıllık listeye giren mallarda 1985 yılında gümrüklerin sıfırlanması, 22 yıllık listeye giren mallarda ise 1995 yılında gümrük engellerinin kaldırılması planlanmış ve dolayısıyla 1995 yılı itibariyle Topluluk ile Türkiye arasında gümrük birliğinin oluşturulması hedeflenmiştir. Geçiş döneminde gerçekleştirilmesi öngörülen bu düzenlemeler, gerek Topluluk’tan gerekse Türkiye’den kaynaklanan nedenlerle tam olarak hayata geçirilememiştir.
Son dönem, Ankara Antlaşması’nın 28. maddesinde, “Türkiye’nin Roma Antlaşması’ndan doğan yükümlülüklerinin tamamını üstlenebileceği bir duruma geldiğini göstermesi durumunda, akit taraflarının, tam üyeliği görüşebileceklerini öngörmüştür” ifadesiyle belirtilmiştir. Ancak Türkiye, geçiş döneminin sona ermesini beklemeden Roma Antlaşması’nın 237. maddesine dayanarak bir Avrupa ülkesi olması sıfatıyla 1987 yılında ortaklık statüsünden ayrı olarak tam üyelik başvurusunda bulunmuştur. Avrupa Birliği bu başvuruya ilişkin olarak verdiği yanıtta Türkiye’nin tam üyeliğe hazır olmadığını belirtmiş ve Gümrük Birliği sürecinin tamamlanmasını önermiştir. Bunun üzerine bu yöndeki çalışmalar sürdürülmüş ve 1995 yılında Türkiye ve Avrupa Birliği arasında Gümrük Birliği Antlaşması imzalanmış ve son döneme girilmiştir (Çalış, 2008).
1999 yılında Helsinki’de gerçekleştirilen Zirve’de, Avrupa Birliği Türkiye’nin adaylığını resmen ilan etmiştir.


    1. Gümrük Birliği Antlaşması (6 Mart 1995)


Hedef: Geçmişten günümüze Türkiye-AB arasındaki ilişkileri öğrenmek, analiz etmek, yorumlamak

Dünya ticaretini serbestleştirme çalışmaları iki ayrı yönde gelişmiştir. Bunlar ‘küresel’ ve ‘bölgesel’ yaklaşımlardır. Birincisi, küresel yaklaşım, Dünya Ticaret Örgütü’nün Gümrükler ve Ticaret Antlaşması (GATT) çerçevesinde yürütülen periyodik görüşmelerle tüm üye devletlerin gümrük tarifelerini indirmeleri esasına dayanmaktadır. İkincisi, bölgesel yaklaşım, genellikle belirli bir coğrafi bölgede yer alan devletlerin bir birlik oluşturarak, kendi aralarındaki ticareti serbestleştirmeleri esasına dayanmaktadır. Bölgesel yaklaşımın başlıca iktisadi birleşme şekilleri ‘serbest ticaret bölgeleri’ ile ‘gümrük birlikleri’dir (Dartan, 2008: 107-108).
6 Mart 1995 tarihinde imzalanan Gümrük Birliği Antlaşması, TBMM tarafından kabulünün ardından 1 Ocak 1996 tarihinden itibaren fiilen uygulamaya konulmuştur.
Gümrük Birliği, basit tanımlamayla, “iki veya daha fazla ülkenin kendi toprakları arasında malların serbest dolaşımını sağlamaları ve geri kalan üçüncü ülkelere aynı gümrük vergileri uygulamalarıdır”. Gümrük Birliğinin oluşmasıyla taraflar arasında ihracat ve ithalatı engelleyen tüm sınırlar ortadan kaldırılmaktadır. Tarafların kendi aralarındaki anlaşmazlıkları engellemek ve ticaretin eşit koşullarda gerçekleşmesini sağlamak üzere de rekabet politikaları geliştirilmektedir. Avrupa Birliği ve Türkiye arasında Gümrük Birliği’nin oluşturulması esasen Ankara Antlaşması’nın 5. Maddesine dayanmaktadır:
Gümrük Birliği’nin Türkiye’nin ekonomik ve siyasal yapısı üzerinde ciddi etkileri olmuştur. Bu etkileri şu şekilde özetlemek mümkündür:
a) Türkiye AB kurumlarında temsil edilememekte,

b) ülke çıkarları doğrultusunda dış ticaret politikası üretememekte,

c) gümrük vergileri kayıplarına uğramakta ve bu kayıplar telafi edilememekte v

d) Türkiye AB strüktür fonlarından ve Avrupa Yatırım Bankası’nın ucuz kredi imkânlarından da faydalanamamaktadır.
Gümrük Birliği ile Türkiye, AB’nin üçüncü ülkelerle imzaladığı tüm imtiyazlı anlaşmalara ve koyacağı kısıtlamalara uymakla da yükümlü olmuştur. Örneğin AB, Azerbaycan’a ticari ambargo uygularsa veya Ermenistan ile imtiyazlı ortaklık antlaşması imzalarsa, Türkiye buna uymak zorundadır. Tam üye olmadan Gümrük Birliği Antlaşması’nı imzalayan tek ülke olan Türkiye’nin, Birliğin tam üyesi olmadığı için, söz konusu kararların alınmasında ve uygulanmasında herhangi bir söz ya da eleştiri hakkı bulunmamaktadır. Kaldı ki; Türkiye’nin içinde bulunmadığı AB karar organlarının aldığı kararlara, Türkiye’nin uymak zorunda olması demek, Türkiye’nin AB vesayeti altına girmesi demektir (Çalış, 2008; Dartan, 2002).
Türkiye’nin 6 Mart 1995 tarihli bu kararı imzalamış olmasını akıl dışı olarak niteleyen Gülten Kazgan, bu Anlaşma ile sadece Avrupa tarafının çıkarlarının korunduğunu, Türk tarafının ise bu yönde bir çabasının olmadığını belirtmektedir.
Avrupa Birliği, 29 Haziran 1997 tarihli Ortaklık Konseyi toplantısında Türkiye’nin tam üye olmaya ehil olduğunu bir kez daha onayladıktan sonra Avrupa Komisyonu’ndan Türkiye’nin tam üyeliği ile ilgili değerlendirmelerin yer aldığı bir rapor hazırlamasını istemiştir. Komisyon’un 16 Temmuz 1997’de açıkladığı “Gündem 2000” adlı raporda, Avrupa Birliği’nin 2000’li yıllardaki genişleme stratejisi belirlenmiştir. Raporda Türkiye, Kopenhag Kriterleri’ne uyum sağlamaktan uzak olduğu gerekçesiyle genişleme sürecinin dışında bırakılmıştır.
12–13 Aralık 1997 Lüksemburg Zirvesi’nde, Gündem 2000 Raporu aynen kabul edilmiştir. 2000’li yıllarda Malta ile birlikte 12 yeni ülkenin Avrupa Birliği’ne dahil edilmesi öngörülürken, Türkiye ise genişleme sürecinin dışında bırakılmıştır. Buna karsın Türkiye’nin Avrupa Birliği’ne adaylığa ehil olduğu vurgulanarak Gümrük Birliği’nin istikrarlı gidisinden duyulan memnuniyet dile getirilmiş ve Türkiye’nin siyasal, ekonomik ve demokratik alanlarda atması gereken adımların altı çizilmiştir.
AB basınının büyük bir bölümü tarafından da, Lüksemburg Zirvesi’nde Türkiye’ye haksızlık yapıldığının altı çizilerek, Türkiye’nin artık sabrının taştığı ve Türkiye gibi stratejik açıdan oldukça önemli bir partneri kaybetmenin AB açısından önemli bir kayıp olacağı belirtilmiştir. Türkiye tarafından sert bir tepkiyle karşılanan Lüksemburg kararları, İngiltere’nin dönem başkanlığında 15-16 Haziran 1998 tarihlerinde gerçekleştirilen Cardiff Zirvesi’nde yumuşatılmaya çalışılmıştır. Cardiff Zirvesi’nde Türkiye için ehil ülke tanımlaması yerine, dolaylı bir biçimde de olsa üye adayı tanımlaması yapılmış ve adayların tam üyeliğe hazırlanmada gerçekleştirdikleri aşamaları incelemek üzere öngörülen mekanizmaya Türkiye’de dahil edilmiştir. AB Komisyonu’nun 4 Mart 1998 tarihinde kabul ettiği “Türkiye için Avrupa Stratejisi” başlıklı belge de “Türkiye’yi Üyeliğe Hazırlama Stratejisi” olarak değiştirilmiştir. Cardiff Zirvesi’nde Türkiye ile ilgili olarak alınan kararlar Lüksemburg Zirvesi’ne göre birtakım düzeltmeleri içermekle birlikte, yine de Türkiye’nin beklentilerini karşılamaktan uzak bir nitelik taşımaktadır.
ÖZET
Türkiye 31 Temmuz 1959 tarihinde AET’ye üyelik için başvurmuştur. Türkiye’nin AET’ye yapmış olduğu üyelik başvurusuna verilen yanıtta kalkınma düzeyi gerekçe gösterilerek ekonomik açıdan Türkiye’nin tam üyelik için hazır olmadığı belirtilmiş ve tam üyelik için gerekli koşullar sağlanıncaya kadar geçerli olacak bir ortaklık antlaşmasının imzalanması önerilmiştir. Ortaklık antlaşması imzalanıncaya kadar Topluluk ve Türkiye arasındaki görüşmeler yaklaşık dört yıl sürmüş ve 12 Eylül 1963 tarihinde Ankara’da “Türkiye ile AET Arasında Bir Ortaklık Yaratan Anlaşma” imzalanmıştır. Ortaklı Antlaşması (Ankara Ant.) ile şunlar hedeflenmiştir:

-Türkiye’nin ekonomik kalkınma ve halkının yaşama düzeyinin yükseltilmesi amacıyla taraflar arasındaki ticari ve ekonomik ilişkileri aralıklı ve dengeli olarak güçlendirmek,

-Toplulukla Türkiye arasında Gümrük Birliği’ni kurmak,

-Türkiye’nin uzun vadede Topluluğa tam üyeliğini kolaylaştırmak; Türk halkı ile Topluluk üyesi halklar arasındaki bağı güçlendirmek; demokrasiyle barışı güvence altına almak.

1 Ocak 1973 tarihinde Katma Protokol imzalanmıştır. Katma Protokol’de Türkiye’nin ekonomi politikalarının ve mevzuat uyumunun, Topluluk ülkeleriyle uyumlaştırılması temel alınmış; malların ve kişilerin serbest dolaşımı takvime bağlanmıştır.

6 Mart 1995’te Gümrük Birliği imzalanmış, 1 Ocak 1996’da yürürlüğe girmiştir. Türkiye Gümrük Birliği’nden zararlı çıkmıştır.
Değerlendirme Soruları

  1. Aşağıdakilerden hangisi Türkiye ile AB arasında ortaklık kuran bir anlaşmadır?

A. 1963 Ankara Anlaşması

B. 1970 Karma Protokol Anlaşması

C. 1987 Tam üyelik başvurusu

D. 1996 Gümrük Birliği anlaşması

E. Hiçbiri

  1. Türkiye AB’ye tam üyelik başvurusunu kaç yılında yapmıştır?

  1. 1959

  2. 1987

  3. 1999

  4. 2005

  5. 1970

  1. Türkiye’ye AB’ye üyelik sürecinde adaylığın verilmediği zirve hangisidir?

  1. Lüksemburg Zirvesi

  2. Helsinki Zirvesi

  3. Kopenhag Zirvesi

  4. Maastricht Zirvesi

  5. Amsterdam Zirvesi

Değerlendirme Soruları Cevap Anahtarı

  1. Doğru cevap A. Cevabınız yanlış ise Ankara Antlaşması konusunu yeniden gözden geçiriniz.

  2. Doğru cevap B. Cevabınız yanlış ise Tam Üyelik Başvurusu konusunu yeniden gözden geçiriniz.

  3. Doğru cevap A. Cevabınız yanlış ise Lüksemburg Zirvesi konusunu yeniden gözden geçiriniz.


KAYNAKÇA

ÇALIŞ, Şaban (2008), Türkiye-Avrupa Birliği İlişkileri, Nobel Yayıncılık, Ankara.

DARTAN, Muzaffer (2002), “Türkiye ve Avrupa Birliği İlişkileri ve Gümrük Birliği”, Tüm Yönleriyle Türkiye- AB İlişkileri içinde, Editörler: Mustafa Aykaç ve Zeki Parlak, Elif Kitabevi Yayınları, İstanbul, s. 93-158.

KARLUK, Rıdvan (1996), Avrupa Birliği ve Türkiye, İstanbul Menkul Kıymetler Borsası Yayınları, 4. Baskı, İstanbul.


sosyal ağlarda paylaşma



Benzer:

Kaynakça Türkiye-Avrupa Birli iconAvrupa Konseyi/ Avrupa Birliği Ortak Programı "Türkiye'de Model Cezaevi...

Kaynakça Türkiye-Avrupa Birli icon``ab yolunda tüRKİye-avrupa-abd iLİŞKİleri`` toplantisi -abd`NİN...

Kaynakça Türkiye-Avrupa Birli iconTÜRKİYE’Nİn avrupa biRLİĞİ’ne entegrasyonu

Kaynakça Türkiye-Avrupa Birli iconTÜRKİye – avrupa biRLİĞİ İLİŞKİleri SÜrecinde

Kaynakça Türkiye-Avrupa Birli iconTürkiye’nin Avrupa Birliği Ülkeleri İle Olan

Kaynakça Türkiye-Avrupa Birli iconBakanlar Kurulu, ab'a tam üyelik için Türkiye'nin yapacaklarını sıralayan...

Kaynakça Türkiye-Avrupa Birli iconTürkiye ile Avrupa Ekonomik Topluluğu Arasında Bir Ortaklık Yaratan Anlaşma

Kaynakça Türkiye-Avrupa Birli iconTÜRKİYE, avrupa ekonomik topluluğU'na tam üyelik başvurusunu 14 Nİsan 1987 tariHİnde yapti

Kaynakça Türkiye-Avrupa Birli iconUluslarüstü bir topluluk olan Avrupa Birliği’nin temeli 1951 yılında...

Kaynakça Türkiye-Avrupa Birli iconBÖLÜM 2: TÜRKİye ile avrupa biRLİĞİ arasindaki GÜMRÜk biRLİĞİ’Nİn...


Ekonomi




© 2000-2018
kişileri
e.ogren-sen.com