Giriş


sayfa1/4
e.ogren-sen.com > Ekonomi > Evraklar
  1   2   3   4

Giriş


Geçmişi binlerce yıl öncesine kadar uzanan bankacılığın adı, İtalyanca masa anlamına gelen banco kelimesinden gelmektedir. Bir malın emanet alınması ve ödünç verilmesi işlemine ve her nevi bankacılık ve kambiyo hizmeti gören kurumlara, bankacılığın ilk örnekleri olarak, milattan önce 2000 yıllarında Babil’de daha sonrada eski Mısır’da, eski Yunan’da ve Roma’da rastlanmaktadır. Ancak bugünkü anlamda modern bankacılığın anavatanı olarak İngiltere kabul edilmektedir. Günümüz ekonomilerinde vazgeçilmez bir yere sahip olan bankalar, esas itibariyle tasarruf sahipleriyle işletmelerinin faaliyetlerini, yatırımlarını veya diğer ihtiyaçlarını finanse edebilmek için yabancı kaynak talebinde bulunan gerçek ve tüzel kişileri bir araya getiren; para,sermaye ve kredi üzerine her çeşit işlemleri yapan aracı kurumlardır.

Günümüzde bankaların işlevleri ve hizmet ürünleri çok çeşitlenmiş olmakla birlikte, klasik anlamda bankanın başlıca işlevi, kendine ait olan fonları veya başkalarından faiz karşılığı mevduat olarak aldığı fonları, faiz karşılığı ödünç vererek gelir elde etmektir.1

Ülkemizde mevduat toplayan ticaret bankaları dışında, ihtisas bankacılığı yapan yatırım ve kalkınma bankaları ile Özel Finans Kurumu(ÖFK) adıyla faaliyet gösteren ancak , geleneksel bankacılıktan farklı olarak, kar ve zarara katılma esasına göre çalışan bankalar mevcuttur.2

Bu çalışmada ÖFK’ların ve İslami bankaların Dünyada ve Türkiye’de oluşumuna ve gelişimine yer verilecektir. Ayrıca bu kurumların avantajları ve dezavantajları ve işleyiş şekillerine detaylı bir şekilde değinilecektir.
1-Tanım

Özel Finans Kurumları mali sektörde faaliyet gösteren, reel ekonomiyi finanse eden ve bankacılık hizmetleri sunan kuruluşlardır.Özel Finans Kurumları, tasarruf sahiplerinden topladıkları fonları, faizsiz finansman prensipleri dahilinde ticaret ve sanayide değerlendirerek, oluşan kâr veya zararı tasarruf sahipleriyle paylaşan kuruluşlardır. TL, USD ve EURO bazında vadeli hesaplarda toplanan fonlar, Üretim desteği, Finansal Kiralama ve kâr/zarar ortaklığı yöntemleriyle değerlendirilmektedir. Ticaretin ve sanayinin ihtiyaç duyduğu, hammadde, yarı mamul veya mamul madde, gayrimenkul, makine veya her türlü teçhizatın temini, bu yöntemler aracılığıyla sağlanabilmektedir.Ayrıca bu kurumlar halkın ihtiyaç duyabileceği bankacılık hizmetlerini de sunarlar. Saymak gerekirse; özel cari hesaplar, teminat mektubu verme, akreditif açılması, çek karnesi verilmesi, çek ve senetlerin tahsile alınması, takas, ihracat akreditiflerinin ihbar ve teyid edilmesi, tüm kambiyo hizmetleri, seyahat çeki verilmesi, döviz alım satım işlemleri, yurtiçi yurtdışı havale ve transfer işlemleri, kredi kartları, EGO tahsilatları, çek, poliçe bono, temettü belgesi, konşimento vs. keşide edilmesi, tanzim ve kabul edilmesi.

Türkiye'de ve dünyada halkın bir kesimi, faiz gelirinden uzak durmaktadır. Bu nedenle klasik bankalara gitmeyen fonlar atıl kalmaktadır. Bu durum hem genel ekonomi açısından, hem de tasarruf sahibi açısından bir kayıptır.Özel Finans Kurumları, mali sektörde bir yenilik olarak, klasik bankalara gitmeyen fonları ekonomiye kazandırmak ve tasarruf sahiplerinin fonlarını güvenle saklamalarına ve değerlendirmelerine yardımcı olmak amacıyla kurulmuştur.Kuruluş aşamasında, dalında uzman kişilerin oluşturduğu heyetlerin görüşleri doğrultusunda ve dünyadaki uygulamalarından örnek alınarak, ÖFK'ların topladığı fonları değerlendirmek için yöntemler tespit edilmiştir. Bu yöntemlerle elde edilen kazancın ticari kazanç niteliğinde olduğu ve faizden esaslı olarak farklılık gösterdiği konusunda bir görüş birliği oluşmuştur.
2-Dünyada Faizsiz Bankacılık

2.1-Oluşumu

Bir finansman müessesesi olarak faizsiz bankacılığın dünyada ilk uygulaması Mısır Arap Cumhuriyeti'ndeki Mit Gamr kasabasında yaşanmıştır. Eski devlet başkanı Cemal Abdül Nasır döneminde bütün bankaların devletleştirilmesi akımına karşı alternatif olarak geliştirilen bir deneme sonucunda ortaya çıkmıştır. Mısır köylüsünün tarımsal ve ticari ihtiyaçlarını karşılayan ve bunu yaparken "müteselsil kefalet" felsefesine dayanan, daha çok risk sermayesi ile para vakfı karışımı özgün bir modelde çalışan bu kuruluşa banka sıfatının verilmesi bugün akademik bir tartışma konusu olmaktadır. Model, hem bankacılığı, hem ticari ortaklığı (kâr ve zarar ortaklığı), hem sigorta hem barter, leasing, factoring v.b. alt finansman metotlarını bir arada ve aynı çatı altında, aynı zamanda hayata geçirmiş kendine özgü bir modeldir.
Köy Sandığı kavramına yakın bir metotla faaliyet gösterdiği bilinen bu bankaların fikir babası Dr. Ahmed El-Naggar'dır. Aynı zamanda bankanın hissedarı ve ilk idari personeli arasında bulunan söz konusu Mısırlı eski dışişleri bakanlığı memurunun iktisat geçmişi incelendiğinde, Alman ekonomi tarihinde (Prusya döneminde) görülen "toplumsal kalkınma bankacılığı"na benzer prensiplerden etkilenmiş olduğu ve bunu, çağındaki ve coğrafyasındaki İslami ekonomik ve kültürel öğelerle birleştirmeye çalıştığı dikkati çeker.
Öte yandan, İngiliz hakimiyeti dönemindeki Hindistan'ın Müslüman bölgelerinde görülen bazı kooperatif bankacılık uygulamalarının da dünyadaki ilk faizsiz finansman örnekleri arasında sayılması doğru olur.

2.2-Gelişimi

Münferit uygulamalar şeklinde birçok Müslüman toplumda yüzyılın başlarından itibaren oluşmaya başlayan bu hareketin bilinçli, organize ve çağdaş metotlarla hayata geçirilmesi fikri ilk kez Suud kralı Faysal döneminde ortaya çıkmıştır. Kalkınma sürecinin başındaki tüm ülkelerin kendisine yönelen taleplerini karşılamakta zorlanan Amerika Birleşik Devletleri bu gelişimin İslâm ülkeleri arasında bir an önce örgütlenerek büyük çaplı bir oto-finansman kaynağı oluşturmasını tercih etmiş ve Dünya Bankası modelinde çalışacak birkaç büyük bölgesel banka kurdurarak bu yükün paylaşılmasına önayak olmuştur. Bu amaçla Asya ve Afrika kalkınma bankalarının kuruluşuna paralel olarak Cidde'de kurulan (1975) İslam Kalkınma Bankası'nın(İKB) gerçekten de İslam ülkelerindeki kamusal projelere yaptığı mali katkılar çok önemli boyutlarda olmuş, fakat ihtiyacı karşılamakta yeterli olmamıştır.
Özel sektör projelerine finansman veremeyen İKB'nın bıraktığı boşluğu doldurmak üzere bazı Suudi, Kuveytli, Birleşik Arap Emirlikli gibi zengin Müslümanların örgütlenmeleri sonucunda 1981'de oluşan "Dar Al-Maal Al-İslami" adlı holding, petrol zenginliğini ülkesine çekmeyi düşünen İsviçre'nin Cenevre kentinde kurularak faaliyete geçmiştir. Bunun verdiği cesaret ve know-how birikimi üzerine "Dallah Baraka Gurubu" ve diğer bazı guruplaşmalar sonucunda Orta doğudaki Müslüman ülkelerde faizsiz finansman sistemi hızla yaygınlaşmıştır. Uzak doğuda ülkelerin yönetiminde söz sahibi zengin Müslümanların kurduğu banka ve finansman kurumları, Japon kültür ve teknolojisinin imkânları ile birleşince bölgenin büyük bir ekonomik sıçrama yapmasında lokomotif rolü oynamıştır.

2.3-Şimdiki Durumu

Halen dünyada 135 kurum faizsiz finansman kuruluşu niteliğinde çalışmakta ve yaklaşık 150 Milyar Dolar'dan fazla bir kaynağı işlemektedir. Her yıl yayınlanan istatistik verilerinden anlaşıldığı üzere dünyada en büyük 1000 banka arasında yer alan bankalardan 89 adedi halen İslam ülkelerinde kurulmuş olan ve faizsiz sistemde faaliyet gösteren finansman kurumlarıdır.
Dünyanın en büyük bankaları bu sisteme yakın ilgi duymakta olduklarını ifade ederek bu gelişmenin içinde yer almaya gayret göstermektedirler. Bu ilgi, fiilen bu sistemde çalışan özel bankalar kurmak ve şubeler açmak şeklinde olduğu gibi ayrıca mevcut faizsiz bankalarla ortaklaşa bazı projelere katılmak metoduyla da olabilmektedir.
Faizsiz finansman sistemine batılıların 20 yıl önce yakıştırdığı sıfat,İslâm Bankacılığı’dır. Ancak, faizin haram edilmiş olması sadece İslamiyet'te değil tüm semavi dinlerde kabul gördüğü için, asli kültür öğelerine gittikçe daha çok ilgi duyan ve köklerindeki değerleri keşfeden bütün toplumlarda faizsiz bankacılık kavramı özel ve saygın bir yer kazanmaktadır.3 Kurucusu Prens Muhammed Al Faisal olan ve merkezi Suudi Arabistan’da bulunan Dünya İslam Bankaları Birliği'nin en belirgin faaliyeti, konvansiyonel (klasik faizli) bankacılık standartlarını ve faizsiz finansman sistemini karşılıklı olarak birbirine adapte ederek iki sistem arasındaki dil birliğini geliştirmek yönündedir.

3- Türkiye’de Faizsiz Bankacılık

3.1-Oluşumu

1975 yılında İslam Kalkınma Bankası'nın (İKB) kurucu üyeleri arasında yer alan Türk Hükümeti 1984'te sermaye payını arttırarak bu kuruluşun en büyük ortaklarından biri haline gelmiş ve İKB Yönetim Kurulunda sürekli üye bulundurma hakkını elde etmiştir. Böylece Türkiye, 56 İslam ülkesi arasında iktisadi işbirliği programlarının gerçekleştirilmesinde, dış ticaretin artışında, altyapı yatırımlarının desteklenmesinde, özel sektörün teşvik edilmesinde ve çeşitli finansman tekniklerinin geliştirilmesinde büyük rol oynayan, işlem hacmi 1996 yılında 18 milyar dolara ulaşan ve dünyanın önde gelen finans kuruluşlarından biri olarak bilinen İslam Kalkınma Bankası bünyesindeki etkinliğini arttırma imkanı elde etmiştir.
Bunun yanı sıra , tasarruflarını faizsiz sisteme uygun olarak değerlendirmek isteyen vatandaşlarımıza, küçük ve orta boy işletmelerimize hizmet vermek amacıyla 1975'te kurulan ve bu yöndeki çalışmalarını 1978'e kadar sürdüren Devlet Sanayi İşçi Yatırım Bankası'nın (DESİYAB) ülkemize önemli tecrübeler kazandırdığı söylenebilir. Böylece ulusal ve uluslararası düzeydeki iktisadi ve siyasi gelişmelerin yanı sıra ilmi faaliyetlere paralel olarak Türkiye'de Faizsiz Bankacılık Sistemine yer verecek olan ön adımlar atılmaya başlanmıştır.
16.12.1983 tarih 83/7506 sayılı kararname ile Özel Finans Kurumları'nın temeli atılmıştır.4 Kenan Evren döneminin başbakanı Bülent Ulusu'nun hazırladığı ve Turgut Özal'ın ilk başbakanlık günlerinde kabul edip hayata geçirdiği bu yeni bankacılık/finansman anlayışının esas amacı, ekonomiye katılamayan mali değerleri yastık-altından çıkararak yabancı sermaye ile birlikte milli ekonomimizin emrine tahsis etmektir.5 25 Şubat 1984 tarihinde Hazine ve Dış Ticaret Müsteşarlığı'nın, 21 Mart 1984 tarihinde T.C. Merkez Bankası'nın yayımladığı tebliğlerle de sistemin ayrıntıları düzenlenmiştir. Daha sonra çıkarılan çeşitli tebliğ ve düzenlemeler sonucunda bu sistemin yasalar ve mevzuat bakımından alt yapısı tamamlanmıştır.

3.2-Gelişimi

Türk toplumu tarafından kısa sürede benimsenen Özel Finans Kurumları topladıkları fonlar, iş hacimleri ve proje kapasiteleri yönünden hızlı bir gelişme göstermişlerdir. Sırayla;


  • Albaraka Türk Özel Finans Kurumu A.Ş. 1985'te,

  • Faisal Finans Kurumu A.Ş. 1985'te,

  • Kuveyt Türk Evkaf Finans Kurumu A.Ş. 1989'da,

  • Anadolu Finans Kurumu A.Ş. 1991'de,

  • İhlas Finans Kurumu A.Ş. 1995'de,

  • Asya Finans Kurumu A.Ş. 1996'da,

kurulmuş ve böylece Türkiye'deki Faizsiz Bankacılık Sisteminin temel müesseseleri ortaya çıkmıştır. Bunlardan ilk 3 tanesi, yabancı sermaye ağırlıklı iken sonra gelenler tamamen yerli sermaye ile kurulmuş olarak piyasaya girmişlerdir. Bu kurumların bazılarından kısaca bahsetmek istiyorum. Albaraka Turk Özel Finans Kurumu A.Ş. 19 Aralık 1983 tarihli Resmi Gazete'de yayımlanan 83/7506 sayılı Bakanlar Kurulu Kararı'nın belirlediği esaslar çerçevesinde; 1984 yılında kuruluşunu tamamlayarak 1985 yılının başından itibaren faaliyete geçmiştir.Özel Finans Kurumları, 19 Aralık 1999 tarihli Resmi Gazete'de yayınlanan 4491 sayılı Kanun ile 4389 sayılı Bankalar Kanunu kapsamına alındığından; Albaraka Türk bu tarihten itibaren faaliyetlerini Bankalar Kanununa tabi olarak sürdürmektedir. Albaraka Türk, Türkiye'de faizsiz esasta çalışan finans kurumlarının ilki ve öncüsüdür.Bir çok ülkede finansman, ticaret ve inşaat sektörlerinde faaliyet gösteren Dallah Albaraka Grubu, 52 İslam ülkesinin üye olduğu İslam Kalkınma Bankası ve bir Türk sanayi grubunun öncülüğünde kurulan Albaraka Türk, halen 170'den fazla ortağa sahip bulunmaktadır. Mevcut ortaklık yapısı içinde yabancı ortakların payı %77, yerli ortakların payı ise %23 civarındadır. Kuveyt Türk Evkaf Finans Kurumu A.Ş., 16.12.1983 gün ve 831/7506 sayılı Bakanlar Kurulu Kararı’nın tespit ettiği esaslara uygun olarak faaliyet göstermek üzere 1989 yılında kurulmuş bir Özel Finans Kurumudur. Özel Finans Kurumları’nın faaliyetleri, 1999 yılında Bankacılık Kanunu kapsamına girinceye kadar geçen süreçte bir yanda Bakanlar Kurulu Kararı, diğer yanda Merkez Bankası ve Hazine Müsteşarlığı’nın tebliğleri ile yürütülmüştür. 1999 yılı Aralık ayından itibaren diğer Özel Finans Kurumları gibi Kuveyt Türk de 4389 sayılı Bankacılık Kanunu’na tabi hale gelmiştir.

Kuveyt Türk’ün, sermayesinin %62’si Kuveyt Finans Kurumu’na (Kuwait Finance House), %9’u Kuveyt Devlet Sosyal Güvenlik Kurumu’na, %9’u İslam Kalkınma Bankası’na, %18’u Vakıflar Genel Müdürlüğü’ne, %2’i de diğer ortaklara aittir. Anadolu Finans Kurumu A.Ş. 83/7506 sayı ve 16/12/1983 tarihli KHK'ye istinaden 1991 yılında Ankara'da kurulmuştur. Kayseri menşeli HES Grubu tarafından tamamı yerli sermaye ile kurulan ilk Özel Finans Kurumu'dur. Asya Finans Kurumu A.Ş. 24 Ekim 1996 tarihinde altıncı özel finans kurumu olarak, Altunizade Merkez Şubesi ile, faizsiz bankacılık konusunda faaliyete başlamıştır. Kuruluş sermayesi 2 trilyon TL ve mevcut ödenmiş sermayesi 60 trilyon TL olan Asya Finans çok ortaklı bir yapıya sahiptir.

3.3- Şimdiki Durumu

Özel Finans Kurumları, dünyada 1985'lere kadar hızla gelişmiş olan faizsiz bankacılık sistemini başarı ile hayata geçirmişler, 1985-95 döneminde milli ekonomi için büyük önem taşıyan yabancı sermayenin ülkemize getirilmesinde önemli görevler ifa etmişlerdir. Ülke genelinde istikrarlı ve dikkatli bir tempoda gelişen Özel Finans Kurumları şube sayılarını hızla arttırmakta olup 550.000'i aşkın tasarruf sahibinin güvenini kazanmayı başarmışlardır. 2 Milyar Dolar civarında kaynağı ülke ekonomisinin hizmetine sunarak 2000 kadar personele istihdam imkânı sağlayacak düzeye ulaşmışlardır. Devlet Hazinesine doğrudan veya dolaylı biçimde ödedikleri vergiler trilyonlarla ifade edilmekte, diğer sosyal ve ekonomik katkıları her zaman takdirle karşılanmaktadır.
Geleneksel bankacılık hizmetlerinin tümünü müşterilerine faizsiz alternatiflerle sunan ÖFK'lar kâr ve zarar paylaşımı prensibine sadık kalarak bireylerden fon toplamakta, ve gerek döviz, gerekse TL cinsinden topladıkları bu fonları daha çok özel sektörün ticari ve sınai faaliyetlerinin finansmanında kullanmaktadır.

Özel Finans Kurumlarını hukuki alt yapılarını güçlendirmek amacıyla Bankalar Kanunu kapsamına alan, 17.12.1999 tarih ve 4491 sayılı Bankalar Kanununda değişiklik yapılmasına ilişkin Kanun, 19.12.1999 tarih ve 23911 sayılı Resmi Gazetede yayınlanarak yürürlüğe girmiştir. Bu düzenleme ile bu kurumların Türk mali sisteminin ayrılmaz ve tamamlayıcı bir parçası olduğu hususu ortaya çıkmıştır.
Özel Finans Kurumları 29.05.2001 tarih ve 4672 sayılı Kanun ile de hayatiyetlerinin devamı için vazgeçilemez kurumları olan Özel Finans Kurumları Birliği ve Güvence Fonu'na kavuşmuşlardır.

4-İslami Bankacılık Sisteminin Esasları


İslam Bankası

İslam kanun ilke ve geleneklerine dayanan bankacılık hizmetleri yapar.

Sermaye



Sınırlı sorumlu ortaklık kavramı içinde geçici olarak bankaya verilen fonlar

İslam bankası kurucularının koyduğu sermaye

+
Hesaplar

İslam cari hesapları

İslam katma hesapları


Bankanın faizsiz veya her ne türde olursa olsun * 30,60,90,180 gün ya da 1 yıl vadelidir.

karsız anaparayı ödemeyi kesinlikle yüklendiği * Vadeye göre sınıflara ayrılan bu

hesap: kıymetler ayrı pool’lar teşkil eder ve

  • Ana para talep üzerine ödenir. ayrı işletilir.

  • Hesap sahibi hiçbir faiz veya katılma payı * Belirli bir faiz veya diğer sabit gelir

almaz. ödenmesi taahhüt edilemez.

  • Hesapta banka transferi ve çek kolaylıkları * Bu tür mevduatın ana meblağı için

sağlanır. hesap sahibine karşı sorumluluk

  • Bu tür hesap sahibi bankaya ücret öder. söz konusu değildir.

  • Faiz olmadığından valör sistemi de yok. * Poolların değerlendirilmesi günlük olarak

  • Bankanın sermayesi tamamen bu hesapların yapılır. Ayrı ayrı değerlendirilir. Birim

alacaklarına karşılıktır. Değer günlük olarak hesaplanır.

5-İslami Bankacılık İlkeleri

İslami finans kurumları bazı ilkeler çerçevesinde kurulmuşlardır. Bu sistem içinde çalışmak isteyenler kendilerini birleştiren ilkelere dayanarak faaliyet göstermekteler.6 Bu ilkeler kısaca şöyledir:

  • Yurt dışındaki anlayışlar bakımından islami esaslara göre bu tür kurumları kurmaktan maksat, Kuran-ı Kerim, hadisler ve şeriat esaslarına göre kurumların tespitidir.

  • Kurumlar, Allah’ın kendilerine lütfettiği hayat ve mali imkanları, şeriata saygılı olarak diğer müslümanlar aracılığı ile arttıracaklardır.

  • Kurumlar, yabancı müesseseler eliyle ta islam alemi içine kadar girerek ekonomik hayatı etki alan faizi ortadan kaldırmayı arzulamaktadırlar.

  • Bu tür kurumların kurucuları, islam dünyasını islam mali kuruluşları ile ilgilendirerek faizin tesirlerinden uzakta tutmayı ve gerçekten helale varmayı istemektedirler.

  • Bu tür kurumlarla, bir İslam mali sistemi yolu ile, faiz esasına dayanan yabancı sistem yerine, eşitlik ve sosyal adalet kavramlarının hakim olması arzu edilmektedir. Bu davranışın İslam dünyasına yararlı olacağı düşünülmektedir.

  • Bu sistem Müslümanların büyük çoğunluğunun arzusuna uygun olarak faize dayanan sistem yerine İslam mali kuruluşlarının ve İslam dünyasının ekonomik ve sosyal şartlarına cevap verecektir.

  • Yine İslam mali sisteminin işlemesinde en modern sevk ve idare metotlarının, şeriata uygun olarak tatbikinin yararlı olacağına inanılmaktadır.

  • Kurucular Allah uğruna yaptıkları mücadelede, kendilerini bir araya getiren prensiplere de saygılı olarak, İslam mali kuruluşları yolu ile tüm Müslümanların refahını garanti etmeye gayret edecekler ve Allah’ın bu sistemle büyük kazançlar sağlama mutluluğunu vereceği inancındadırlar.

6- İslam Bankalarının İşleyişi

İslam bankalarının en önemli fonksiyonu, günümüz bankalarında olduğu gibi, halktan fon toplayıp üretim alanlarına sevk etmektir.7 Günümüz bankaları bu fonksiyonlarını halktan düşük faizle topladıkları mevduatları daha yüksek faizle üreticilere aktarmak suretiyle yerine getirirler. Ödedikleri faiz(mevduat faizi) ile aldıkları faiz(kredi faizi) arasındaki fark günümüz bankalarının esas gelirini oluşturur. Günümüz bankalarının mudilerle olan ilişkilerinde mudiler alacaklı, bankalar ise borçlu durumundadırlar. Üreticilerle olan ilişkilerinde ise bankalar alacaklı, üreticiler borçlu durumdadır ve borçlu taraf aldığı krediye karşılık alacaklıya faiz öder. İslam bankalarında faiz ilişkilerine yer verilmez.8 Paranın faizle borca verilmesi söz konusu değildir. Bu nedenle İslam bankasının fon sahipleriyle ve üreticilerle olan ilişkilerinde borçlu alacaklı ilişkisi yoktur. İslam bankasının her ikisiyle de ilişkisinde bir ortaklık söz konusudur. Bankadan borç alan kişi, tüketim veya yeni bir iş kurma amacıyla aldığı borcu aynen misliyle geri öder. Bu iki durumdan başka İslam bankalarının günümüz bankalarından ayrılan bir yönü de İslam bankalarının alım-satım ve kiraya verme işleriyle uğraşmalarıdır.

Faizsiz sistemde, özel cari hesaplar veya katılma hesapları (kar zarara katılma hesapları) ile toplanan fonlar Finansman Desteği, Kar Zarar Ortaklığı, Leasing ve Mal Karşılığı Vesaikin Alım-Satımı gibi fon kullandırma teknikleriyle reel sektöre plase edilir. Bu metotlarla elde edilen karın %80'i hesap sahiplerine katılma oranlarına göre dağıtılır, %20'si Kurum payı olarak ayrılır.

İslam bankaları fon sahiplerinden topladıkları fonları üçüncü kişilere kullandırırlar. Genel olarak İslam bankalarının fon kullandırma usullerini ikiye ayırırız.9


  • Üretim Kredileri

  • Üretim Dışı Krediler

İslam bankası kullandırdığı fonlardan gelir sağlayabiliyorsa bu kredilere üretim kredileri denir. Fonların üretim amaçlı kullandırılmasında İslam bankası kullandırdığı kişi veya kurumlara karşı alacaklı-borçlu durumda değil, ya onların ortağı ya satıcı veya alıcı yahut kiraya veren durumundadır. İslam bankası fon kullandırdığı kişilerle ortak olduğunda , fonların kullanımından doğan karlardan pay alır. Satıcı durumunda olduğunda sattığı mal, teçhizat, makine veya hammaddenin üzerine alıcı ile anlaştıkları miktarda bir kar marjı koyar. Bu kar bankanın karı olur. Bu şekilde kasasında oluşan karları banka kendisine para yatıran fon sahipleriyle önceden belirlenmiş bir oran üzerinden paylaşır. Başlıca üretim kredileri şunlardır:
Finansman Desteği : İşletmelerin ihtiyacı olan her türlü hammadde, yarı mamul, mamul, gayrimenkul, makine ve teçhizatın yurtiçinden veya yurtdışından tedarik edilmesi, bedelinin müşteri adına satıcıya peşin ödenmesi ve müşterinin vadeli borçlandırılması işlemidir.
Kar Zarar Ortaklığı : Belirli bir faaliyetin veya belirli bir parti malın alım satımı ve faaliyet kar veya zararına, kurumla müşteri arasında önceden akdedilen oranlar dahilinde katılımı sağlayan ortaklıktır.
Leasing : Bir menkul veya gayrimenkulun kullanım hakkının (risk ve menfaatlerin) sahibi (lessor) tarafından belirli bir süre için ve belirli bir kira karşılığında bir kiracıya (lessee) verilmesi işlemidir.
Mal Karşılığı Vesaikin Alım-Satımı : Dış ticaret ve kambiyo mevzuatı çerçevesinde, özel finans kurumu ile fon kullanan arasında düzenlenecek yazılı bir akde istinaden, mal karşılığı vesaikin, özel finans kurumunca peşin satın alınması ve vadeli olarak fon kullanana daha yüksek bir fiyattan satılması işlemidir.

Özel finans kurumlarında cari hesaplar, Türk lirası ve döviz cinsinden açılabilen ve talep anında kısmen veya tamamen her an geri çekilebilme özelliği taşıyan karşılığında hesap sahibine kar veya her ne nam altında olursa olsun bir bedel ödenmeyen hesap türüdür.

Cari hesaplardaki biriken fonların işletilmesinden doğan kar veya zararı ÖFK’lar kendi hesaplarına intikal ettirirler. Cari hesap alacakları yatırmış oldukları fonların tamamı için bu fonu kabul etmiş olan kurumun sermaye ve ihtiyatlarıyla cari hesaplar karşılığı aktifleri üzerinde birinci sırada imtiyazlı alacaklardır.10 İslam bankalarındaki cari hesaplarla ÖFK’larda açtırılan cari hesaplar arasında herhangi bir fark yoktur. Bununla beraber İslam bankalarında yer alan ve meblağlarının seviyesi düşük tutularak kolayca açtırılabilen ve kişilerde tasarruf terbiyesinin oluşturulmasını amaçlayan tasarruf hesapları ÖFK’da yer almamaktadır.11

Katılma hesaplarına dağıtılacak kar belirlenirken, hesabın açılması, kurumca işletilmesi ve sonunda kar veya zarar ilavesiyle çekilmesi safhalarında, ayrı ayrı değer ölçüleri kullanılır. Bu değer ölçüleri şunlardır:

1. Birim değer

2. Hesap değeri

3. Birim- hesap değeri

Birim Değeri

Katılma hesaplarının Kurumca işletilmesi sonucu kâr veya zarar edildiğinde değişen bir ağırlık birimidir. Katılma hesaplarının oluşturduğu havuzun kâr-zarar gelişimini yansıtır. Kurumun katılma hesaplarına fon kabul ettiği ilk gün için 100 olarak alınan birim değer her gün veya hafta sonu, o gün veya hafta içinde elde edilen kâr veya zararın ilavesiyle yeniden hesap edilir ve bir sonraki gün veya hafta sonuna kadar geçerli olmak üzere ilan edilir.

Birim değer, kâr veya zarar kayıtları yapılan fondaki mevcut aktifler değeri toplamının bir önceki gün veya haftadaki hesap değerleri toplamına bölünmesi ile bulunur.

Fonun kâr etmesi halinde birim değer yükselir, zarar etmesi halinde ise düşer. Birim değerin yüksekliği fonun karlılığını gösterir.

Halen faaliyet gösteren Özel Finans Kurumları’nda birim değer haftalık olarak hesaplanmaktadır.
  1   2   3   4

sosyal ağlarda paylaşma



Benzer:

Giriş iconGiriş

Giriş iconI-giriş

Giriş iconKaynakça Giriş

Giriş iconGİRİŞ Kredi Riski

Giriş iconAşağıdakilerden hangisi giriş ünitesidir?

Giriş iconİkt 101 İktisada Giriş I. 3), akts : 6

Giriş icon1. GİRİŞ (sektöRÜN Önemi, ekonomiye katkisi)

Giriş icon1. Giriş: Dış Ticaret ve Temel Arka Plan

Giriş iconYükselen Piyasalarda Finansal Kriz Metin toprak* Giriş

Giriş iconEnerji Güvenliği, Türk Hükümetleri, Dış Politika. Giriş


Ekonomi




© 2000-2018
kişileri
e.ogren-sen.com